Fax, Taxi & Sex (Espassız Sayıklamalar) - Adnan Algın
Per, 100429 - 17:48 — by
Yazardan eleştirime cevap geldi
Yeni site yayında makâlem üzerine 8 Nîsan'da Adnan Algın'dan bir mesaj geldi. Temelde Türkçe'ye olan titizliğimle ilgili bir mesajdı. Buna olan sempatisini anlatıyordu. Ayrıca bana kitabını göndermek istediğini yazıyordu. Çok sevindim ve hemen cevapladım. Artık mütemâdiyen yazışıyoruz ve bundan onur duyuyorum. Kitabı 15 Nisan'da imzâlamış. Demek bana geleli 13 gün olmuş. Sindire sindire okumak için bir gece sabahlamak gerekiyormuş. Adnan Ağabey’e kitabı hakkında bir eleştiri yayınlamak istediğimi yazdım ve izin istedim, o da verdi.
Olumlu eleştiriyi herkes sever, orada problem yok. Yazacağım olumsuz eleştirilerin yapıcı olmasına dikkat ettim. Benim yazdıklarımda da kusurların olacağı âşikâr. Yayınlamamı istediği her düzeltiyi buradan yayınlayacağım. Lîsan gibi hassas konularda doğruyu bulmak, hepimizin egolarının toplamından fersah fersah önemlidir. Sevgili okurum, hayâtımda ilk defâ kitap eleştirisi yazıyorum. Hatâlarımı mâzur gör.
Kitabı çok beğendim. Çoğu yerinde gülümseyerek, “aynı şeyleri düşündüğüm insanların varlığı”nın keyfine vardım. İçeriğinin %90’ıyla hemfikirim, altına imzâmı atarım. Hemfikir olmadığım %10’uyla ilgili yazacağımdan dolayı, kitabı beğenmediğim yanılgısına düşmemen için, özellikle farklı renkte yazıyorum. Bu önemli kitabı, Türkçe konuşan ve özellikle de yazan istisnâsız herkese ısrarla tavsiye ederim.
Tasarım
Kitap eleştirisine, özellikle konusu "temelde" dil olan bir kitabın eleştirisine tasarımla mı başlanır? Tasarımcı yazarsa başlanır. Hem çabucak başımızdan atıp kurtulmuş oluruz. Adnan Ağabey'i yazdıklarından tanıdığım kadarıyla, bu başlık altında yazacaklarımdan da anlayacak ve sorumlu tutulacak bir insan. Kitabı baskı öncesi görmemiş olabilir.
- Kapak çok güzel. "Fax, Taxi & Sex" isminin "x"leriyle çok güzel paslaşan bir görsel kullanılmış. Sayfayı çevirdim ve kitabın adının farklı bir yazı karakteriyle yazıldığını gördüm. Bu bir yanlış. Aynı sayfada hizalama problemi de var.
- Kitabın sol sayfalarının boş bırakılması yanlış. Kitabı iki kat kalın göstermek için mi? Her sol sayfaya gereksizce, görmemişin logosu mantığıyla basılmış logoyu yalnız bırakmak için mi? Kâğıt isrâfı.
- Mizanpaj hatâlarına devam... Sağ sayfalarda aşırı lüks beyaz boşluk bırakılmış. Aynı miktarda metni aynı puntoda kullanarak, daha küçük boyutlu, cebe sığabilecek bir ölçü bile tercih edilebilirmiş. Böyle önemli bir kitap için çok da iyi olurmuş.
- Paragraflara içten başlanmış, bu olabilir. Paragraflar arasında boşluk bırakılmış, bu da olabilir. Yalnız birinin olduğu yerde diğeri olmaz.
- Paragrafa içten başlanıyorsa, bu ilk paragrafa uygulanmaz. Zâten ilk paragraftır ve öncekinden ayırmaya ihtiyaç yoktur.
- Blok paragraflar kullanılmış, bu olabilir, ancak o zaman tireleme şarttır. Bu şarta uyulmazsa, kitaptaki gibi metnin arasından akan nehirler oluşur. Harfler ve kelimeler arasındaki espaslar tutarsızlaşır. Metin çirkinleşir.
- Boşlukla ilgili yukarıdaki kurallara uyulsa, kitap çok daha şirin bir boyutta basılabilirmiş ve çok daha az sayfası olurmuş.
- Tipograf tırnakları kullanılmalı, programcı tırnağı değil.
- Metnin içinde rakam kullanırken puntosu elle küçültülmeli veyâ bu özelliği barındıran yazı karakteri kullanılmalı.
- Kitaplarda kelimelerin altı çizilmez. Hele hele italik metnin altı aslâ çizilmez.
Lîsan
Ağdalı ve uzatarak yazılmış. Kitabın içindeki metinlerde çok fazla tekrar var. Farklı makâlelerde (bu terimi özellikle kullandım, bölümlerin her biri kendi içinde bir bütün) aynı görüşleri birbirine çok yakın ifâdelerle ve uzatarak yazmış. Bâzı cümleleri çok uzun. 39'uncu sayfada başlayıp 40'ıncı sayfaya taşan, bir sayfaya yakın tek bir cümlesi var ve bu bir tanım… Cümlede "düzeltmen"i tanımlıyor. 237’inci sayfanın son iki cümlesinde bununla çelişiyor. "Tasarım" başlığında saydıklarımın yanında, kullanılan lîsan da ekonomik olsaymış, çok iyi bir cep kitabı olabilirmiş. Herkes cebinde taşıyıp bir başvuru kaynağı olarak kullanabilirmiş… Kitabın anlattıkları o kadar önemli.
İmlâ hatâları
İnsan kendi hatâlarını göremez, çünkü istemeden de olsa, “Ben yazdıysam doğrudur.” gibi bir ön yargı oluşur. Mutlakâ başkalarının kontrol etmesi gerekir. Adnan Ağabey kitabın editörünün olmadığını yazmıştı. Ben yine de Türkçe’yi işlerken Türkçe hatâsı yapılmasını kabûllenemiyorum. Belli bir sayfaya geldikten sonra tashih yapmayı bıraktım. Yine de tekrarlanan veyâ dizgi hatâsı olmadığına inandıklarımı yazacağım. Örn. “ihitiyacı” yazılmış. Bunun dizgi hatası olduğu ortadadır.
- Lîsanlar özel isim değil midir? Değilse neden büyük harfle başlanmış? Kitapta defâlarca, örn. “Türkçeyi” şeklinde kullanılmış. Bu başka lîsanlar için de geçerli. Hani apostrof?
- “Anadil” değil, “Ana dil”
- “Sütdişi” değil, “Süt dişi”
- “Iztırap” değil, “Izdırap”
- “Simiti” değil, “Simidi”
- “Üstgeçit” değil, “Üst geçit”
- “Şehirhatları” değil, “Şehir Hatları”
- “Anmamazlık değil, “Anmazlık”
- “Traş” değil, “Tıraş”
- “Ekonomik gücüyle kültürünü ithal eden ülkelerin…” ifâdesindeki ithâl, ihraç olmalı.
- Şapkayı savunuyor. Bâzı şapkaları kullanırken, bâzılarını kullanmamış. Aynı kelime içinde bir örnek; “îmâ” yazmamış, “imâ” yazmış. Farklı kelimeler; “Nâzım” yazmış, ama “mûtad” değil de, “mutad” yazmış.
- Eksik virgül kullanımı çok. Örn. “Kurumsal kimliği oluştururken ve bu temel çerçeveyi zihinlerde somut bir olguya dönüştürüp kanlı canlı hale getirirken kuşatıcı bir metnin gücünü yadsıyabilir miyiz?” cümlesinde “getirirken”den sonra virgül gerekli.
- “:” karakterinden sonra büyük harfle yazılır. Örn. ”…şu kadarını yazmak yeter: savaş aleti” yazarken “savaş”ın “S”si büyük olmalıdır.
- “?” kullanımında çok eksiklik var. Örn. “mutlu musunuz” yazılmış. Sonuna soru işareti gerekli.
- “Ve” ile cümleye başlanmaz. Söz konusu İncil’se işler değişir.
- Metin içinde kullanılıyorsa tırnak içine alınması gereken alıntılar alınmamış. Örn. “İyi para kötü parayı kovar, teorisine göre” yazarken tırnak gerekiyor.
İçerik
- Ele aldığı temel konular çok önemli. "Türkçe üstüne mi, reklamcılık üstüne mi?" diye sorarsan, cevap veremem. Beklentim Türkçe üstüne olmasıydı. Reklamcılık tarafı da bir hayli ağır. Yanında, yazarın entelektüel birikimini cömertçe paylaştığı bir o kadar ağır karma içerik var. Kitabın konusu için “Türkçe ve reklamcılık+” diyebilirim.
- Kitabın rahatsız edici yanlarından biri, çok yoğun kişisel bilgi ve şikâyet barındırması… Örn. yazarın işyerinde yaşadığı problemlerden, her meslek grubu için ayrı ayrı, uzun uzadıya bahsetmiş olması. Örn. 39 ve 40’ıncı sayfalardaki uzun paragraf... 155’inci sayfadan başlayan makâle… Herkes, özellikle reklamcılık sektöründe, son yaptığı iş kadar iyidir.
- Adnan Ağabey reklamcılara, özellikle metin yazarlarına çok giydirmiş. Yaratıcı olmasının yanı sıra, Türkçe’ye hâkim olan metin yazarları da var. Hepsine aynı elbiseyi giydirmeye çalışmak yanlıştır. Her sataşmasında genelleme yapmış. Burada doğru olan; Türkçe’yi yanlış kullananlara parmakla göstererek laf atmak yerine, yanlış kullanımları verip geçmektir. Aklı olan anlar.
- Çok yabancı kelime kullanılmış. Örn. tırnak içine alarak da olsa, sürekli “text”, “title”, “motto”, “copy writer” vs. yazmış. Türkçe karşılıklarını bir kez bile yazmamış. Mutlakâ yabancı kelime kullanılacaksa, bilmeyen için karşılığını en az bir kere yazmak gerekir.
- Düzeltmenler için çoğu yerde “Düzeltmenler sâdece reklamcılık sektöründe çalışırlar.” gibi bir yargı çıkarılabilir. Bu bilmeyenler için yanıltıcı bilgidir.
- “Şair olmadan şiir, yazar olmadan kitap yazılabileceğine inanıyor.” yazmış kendisi için. Yazılabilir tabii, ama başkaları görmeden… Bir kitap yazılıp basıldıysa, ortada yazar olma iddiası vardır, yoksa da olmalıdır.
- Reklamcılıkla ilgili bâzı yargıları tartışılacak cinsten. Örn. 37’inci sayfada yoğun görsel kullanımına karşı durmuş. Ayrı tartışma konusudur.
- 71’inci sayfada “Sâyende işten kovuldum.” ifâdesine kızıyor. Kullanan herkesin anlamını bilerek kullandığını sanıyorum. “Başardın işte, amacına erdin ve ben buna senin sebep olduğunu biliyorum.” anlamındadır.
- 119’uncu sayfada reklamlarda kullanılan dile kızmış. Reklamcılık pazarlamanın bir koludur. Para için yapılır. Hedef kitlenin anladığı dili konuşmak doğrudur. 237’nci sayfada “Sözü, hitap edilen kişinin algılamasına” ile başlayan paragrafta kendi görüşüyle çelişiyor.
- 181’inci sayfadaki “kullanıcı dostu” çevirisi bence mantıklıdır. “Kullanışlı” kelimesi aynı anlama gelmez.
- 219’uncu sayfada yaratıcılığın tamamen sonradan kazanılan bir özellik olduğunu yazıyor. Genler de önemlidir.
- 323’üncü sayfadan başlayan makâlede doğru ve yanlış yazımlar yer değiştiriyor. Kalın yazılanların hepsi doğru veya yanlış kullanım olsaymış, daha anlaşılabilir olurmuş. İnsanların doğrusunu öğrenmeleri için, doğru olanları kalın yazmak en iyisi olurmuş.
- 359’uncu sayfadan başlayan makâlede bahsettiği ödül amaçlı ilanları genelde ajanslar, hattâ yaratıcı ekipler kendi ceplerinden ödeyerek bir kere ucuz bir yerde yayınlatırlar. Geri kalan işlerde yazdığı gibi ödül hedefleyenler elbette yerilmelidir.
- 385’inci sayfada doğru Türkçe’yi kullanmak için reklamcıların herkesten fazla sorumlu olduğundan bahsediyor. Bence yazarak para kazananların, yâni profesyonel yazarların hepsi aynı derecede sorumludur, tıpkı konuşarak para kazanan spikerlerin, dublaj sanatçılarının vs. olduğu gibi…
“Bu nasıl eleştiri? Yazara vermiş veriştirmiş. Olumlu hiçbir şey yok.” diye düşünüyorsan, renkli yazdığım diğer (üçüncü) paragrafı hatırlatırım. Savunduğum ve doğru olan o kadar çok düşünce barındırıyor ki, eleştiri sınırları içinde kalacak uzunlukta yazamazdım. Bu eleştiriyi kitabı tanıtmak için yazdım. Doğru bilgi içeriyorsa, kitabın muhtemel revizyonunda da kullanılabileceğini düşünüyorum.
Adnan Ağabey’in elleri kolları dert görmesin. O muhteşem ve dopdolu beyni gün geçtikçe daha çok yeşersin, daha çok meyve versin. Daha çok, daha çok yazsın. Biz de okuyup öğrenelim.
by ¨¨˜”°º•by•º°”˜¨¨
