Kavuşmak

Hoş geldin.

by by

Acımak

10 yılı geçti. Sabahtı. Sultanahmet'teydik. Banktaydık. Serçe, karınca yuvasının ağzındaydı. Onlarca karıncayı, kahvaltı niyetine gagalıyordu. Tık - tık, tık – tık, tık, tık — tık, tık, tık, tık, tık! Ben, önceki gün kedinin ağzında gördüğüm serçenin yasını, başka türlü tutmaya başladım. Senin söylediklerinse, serçeye güzellemeydi. Kedinin sen, serçenin ben olduğumu, o anda anladım. Karınca da sevmezdim.

Ağzında yaşamayı ben seçtim. Nefesinin sıcaklığı, dişlerini unutturdu. Dışarıdan bakanlar için, kedi bendim, serçe sen. Böyle buyurdun. Beni kedi bileceklerdi. Ağzından kurtulup uçmayı, bir an bile düşünmedim. Söyledim. İnanmadın. Dişlerini mütemâdiyen sıktın. Etimi acıttın. İçimi acıttın.

Beni gezdirdin sonra, dünyânı gösterdin. Uçarken görmediklerimi, ağzındayken gördüm. Hiçbir zaman korkmadım. Nefesin vardı. Güvende olduğum tek yer, dişlerinin arasıydı.

Ne oldu sonra?

Son dolunaydan az önceydi. Dişlerini çok sıktın. Kötü yaraladın. Tükürdün. Gittin. Taş atsalar ne olur şimdi, atmasalar ne? Dön, öldür beni.

by by

Beklemek

Telâfî şansının kalmadığı ânı bekledim. Gitmene ramak kala, uçan kuşa bakarak söyledim: "Unuttun.". Oyuncak sözü verdiğin çocuğun gözlerine baktı, utanmış güzel gözlerin. Ayın her kalınlaştığı gün, içindeki hüzün katlanarak büyüsün.

Benim ilk aşkım, bir Atari 800XL'di. Basic (basit) dilinde konuşurduk aramızda. Şimdi basitçe yazıyorum sana:

10 AYRILIK
20 (EĞER 10=ACI) GİT 30, (YOKSA) GİT 50
30 BEKLEMEK
40 (EĞER 30=ÖZLEM) GİT 30, (YOKSA) GİT 50
50 YENİ AŞK

Yazdıklarımı okumazsın, okusan da sıkılırsın. Yine de ayrılık defterime, satır satır yazılsın.

by by

Sırf kendi bildiği lisanda, bak ne diyor Fraser: "Kala". Kalsaydın ya.

Burada Flash plugin'i kullanan içerik var ve siz bunu göremiyorsunuz. Lütfen Flash plugin'ini indirin.

Yann Tiersen Feat. Elizabeth Fraser - Kala

Med cezir

Dolunayın senelik izindeki fukarâ benden üstündeki etkisi devam etti, med cezirle dolu bir gün daha bitti. Sabahtan bir görüşmesi vardı, ardından ikincisini yaptı, ardından ver elini Fındıklı çaycısı, ver elini Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet çaycısı, Tahtakale toptancısı, Hisar manzarası, İstinye çaycısı.

Sultanahmet Meydanı'nda bir çift göz gördü bu garip, içinde olduğu mahpushâne aracından muzdarip. Gözlerin sâhibi elleri demir parmaklıklarda, hüzünle bakıyordu cıvıl cıvıl Sultanahmet Meydanı'na. "Ne şanslıyım, özgürüm ulan!" diye haykırdı içinden, bu sürüngen benden. Atladı sonra, her akşam bir kere kalkan Boğaz motoruna, kuruldu sâhil boyunca dizilmiş yalıları izleyeceği koltuğuna.

Fukarâlığına kahredip durdu, unuttuğu anlarda beter mahpusu.

by by

Yeni site yayında

WordPress'ten kurtuluşumun îlânıdır. Performanını iyileştirmek için uğraşmaktansa, kökten çözmeyi seçtim ve platformu değiştirdim. Eski makâleler duruyor, ancak maalesef linkler değişti. Eski İngilizce metinleri arayanlar için hepsini bir sayfada topladım. Platformla birlikte sitenin içeriği de köklü değişikliğe uğradı. Artık yalnızca Türkçe yazacağım.

Neden Türkçe?

  1. Metinleri önce İngilizce yazıp, sonra İngilizce'ye çeviriyordum. Çünkü tersi daha zordu. Kendimi Elif Şafak gibi hissetmeye başladım.
  2. Ana dilimde daha yetkin ve hızlı yazabiliyorum.
  3. İnternetin ana dili İngilizce. Türkçe içerik daha değerli ve gerekli.

Senli-benli olalım

Sitede kullandığım dili senli-benli yapmaya karar verdim. Rahatsız olanlar varsa okuyacakları metinleri kopyalayıp bir metin editörüne yapıştırsınlar. "Bul-değiştir" fonksiyonunu kullanarak aşağıdakileri bir zahmet değiştirsinler.

  • "sen" - "siz"
  • *sun - *sunuz
  • *din - *diniz
  • vs.

Dilimizdeki bu probleme de bu vesîleyle dikkatini çekerim. Sen-siz ayrımı, sayısız sakıncasının yanı sıra, sosyal statüyü sürekli göz önünde bulundurma külfeti getirmektedir. Zâten fakir bir dil olan Türkçe için gereksiz bariyerlerdendir.

Yeri gelmişken, harflerdeki şapkaları neden ısrarla kullandığımı belirteyim. Türkçe'nin katledilmesi beni çok rahatsız ediyor. Türkçe okulda öğretilenin aksine, yazıldığı gibi okunan ya da okunduğu gibi yazılan bir dil değildir. Israrla böyle düşünenlere veyâ Türkçe'yi yeni öğrenenlere rehber olması için şapka kullanıyorum. Okurken büyük kolaylık da sağlar... "Karlı gün" ya da "Kârlı gün" örneklerinde olduğu gibi... Öte yandan "değil"leri "diğil", "ağabey"leri "âbi" yazmak da olmaz. Bunu da bekleme. Gençlerin MSN/SMS dilleri de evlere şenlik...

Gözlemlediğim bir örnekle olayın vahâmetini daha iyi resmetmek istiyorum. Televizyonlarda konuşarak hayatlarını kazanan spikerlerin Türkçe'yi yanlış telaffuz etmeleri büyük bir tezattır. "Râkım" kelimesini "rakım" şeklinde yanlış telaffuz eden spikerlerin sayısı, doğru telaffuz edenlerden yüksektir.

Yeni site üzerinde bayağı uğraştım. Ben sonucu beğendim... Umarım sen de beğenirsin.

by ¨¨˜”°º•by•º°”˜¨¨

Merhaba dünyâ!

WordPress programcıları ilk yazının başlığını "Merhaba dünyâ!" olarak belirlemişler. Bu metni ekrana bastıracak programı yazmayı öğrenmeleri, bilgisayar programcıları için geleneksel bir ilk adım... Siteyi açarken de uygun bir başlık olduğu için aynen bıraktım. Kişisel web sitemi bir daha başı boş bırakmamak üzere yayına soktum.

Torun tosun yarın göçüp gittiğimde nasıl biri olduğumu merak ederlerse, birinci ağızdan okuyacak bir şeyleri olsun. Efendim, bu yüzden bu sitenin şiârını büyük halk ozanı Âşık Veysel'den kısmî alıntı yaparak "Ben giderim, yazım kalır." olarak belirledim. Eskiden yazdığım metinlerden birkaçını seçtim. İlk yayınlandıkları târihle bu siteye ekledim.

by by