Zaman öldürmek

"Zaman öldürmek için." diyor. Zaman kaç canlının kâtili, bilir misin sen? Herkesi, her şeyi yutan, yutarken kılçığını ayıklamaya bile tenezzül etmeyendir o. Öyle haşmetlidir ki, "Zaman öldürmek için." sözleri dökülürken dahi dudaklarından, seni yavaş yavaş öldürmektedir. Doğduğunda yaşlanmaya başladın sen, hattâ ananın rahminde. Ölüm sayacın gerçekte, spermin yumurtanla buluştuğu an başladı. İlk yarışını kazandığında sen, başın ölümlülükle taçlandırıldı.

"Zamân"ı geriden okuyup, ölümden sonra rahata ermek için uğraşanlar da var, öyleymiş gibi görünüp dünyâlarını garantiye alanlar da.

En, boy, derinlik, zaman... Dördüncü buut olarak zaman. Buutları sıralarken bile insan, son sıraya koymuş, bak. Sebebi haşmetine duyulan saygı değil, ölüm korkusundan uzaklaşma gayretidir. İlk üçüne müdahale etmek çoğu zaman mümkünken, zamânı manipüle eden formül, henüz keşfedilmemiştir.

Kıçından alıp yüzüne yapıştırmaları için üstüne para verdiğin deri, getiremez geçen zamânı geri. Aldırmak için servet döksen de geri, hiçbir şeye aldırmadan hareket eder, hep ileri. Güneş altına yattığında yakmak için tenini, yardım ettiğindir, yaşlandırması için seni.

Fiziği en çok uğraştırandır zaman. Aşındırma kuvveti... Kayayı unufak ederken deniz dalgalarıyla, en yakın dostu zamandır, yanında olan her an.

Çocuktun da hani, yaşını buçuklarla söylerdin sen, can atarken büyümek için. "Hele şu okul bitsin.", "Hele şu arabanın taksidi bitsin." derken sen, içinde müstehzî gülümseyen bir saat vardır her zaman. Zaman ayarlı bir bomba taşıyorsun içinde... Adı zaman.

Böke Yüzgen, 2010

¨¨˜”°º•by•º°”˜¨¨


Dün gece dolunay vardı. "Many moons have passed" diye başlayan şarkısının videosunu yapmayan Ian Brown'ı, John Austin kötü cezâlandırmış:

Burada Flash plugin'i kullanan içerik var ve siz bunu göremiyorsunuz. Lütfen Flash plugin'ini indirin.

Time is my everything

Many moons have passed
since our paths last crossed
Did you maybe lose your way?
'cause time is my everything

Time is my everything
For you I'd do anything
Under the sun

And child, don't you fear anything
For all of the wicked men,
shall have to stand in line
I know you're gonna see it in the fullness of time

I know you're gonna see it in the fullness of time

So many moons have passed
since our paths last crossed
You're gonna have to find a way,
time is my everything

Time is my everything
For you I'd do anything
Under the sun

Child, don't you fear anything
For even the greatest men,
shall have to stand in line
I know you're gonna see it in the fullness of time

Ain't the devil happy
when two lovers break a bond they made?
Happy ever after when two lovers come as one again

I know you're gonna see it in the fullness of time

I know you're gonna see it in the fullness of time

Ian Brown

Özdemir İnce'nin Maymun Tekniği makâlesi üzerine

Özdemir İnce'ye "Maymun Tekniği" makâlesine istinâden bir mesaj yollamıştım. Bana cevap yazmadı. Cevap vermeye değer görmediğinden mi, yazacak bir şey bulamadığından mı? Bilemiyorum.

Mesajı 13 Ekim 2009'da gönderdim. Burada yayınlamak için neden bu kadar bekledim? Böyle bir niyetim yoktu. Geçen gün facebook'ta Danyal Nacarlı, Özdemir İnce'den alıntı yaptı. Ben de bu olayı yazdım. Mesajı Özdemir İnce'ye bir kez de Seyhan Erözçelik gönderdi. Yine cevap gelmedi. Onun Hürriyet'te köşesi varsa, benim de burada blog'um var. Önce Özdemir İnce'nin yazısını, sonra kendisine gönderdiğim mesajı yapıştırıyoum.

Maymun tekniği

MERT Bilgin adlı okurum olduğunu iddia eden birinden, “Siyasal İslam'ın Kalesi Olarak İmam Hatipler” yazılarıma tepkisini dile getirdiği 12.08.2009 tarihli bir e-posta aldım. Olduğu gibi yayınlıyorum. Birlikte okuyalım:

“Sayin Ozdemir Ince yazinizi okudum da immahtipler uzerine sunu farkettim

3-G teknolojisinden anlamayan sizlerin sanirim artik emekli olup evinde oturma vakti geldi. baksaniza herseye o kadar yabancisiniz ki deve kusu misali kafanizi bi kaldiripta etrafniza bakma ihtiyaci hissetmiyorsunuz.yazilariniz hep bi ideolojiye saplantinin eseri ama biz yani 3-G teknolojisini de en ince ayrintisina kadar bilen.laptop ile netbook un farkini keskin cizgilerle ayirtedebilen linux mu window mu daha iyi bunun bilincinde olan bilgiye ulasma yollarini bilen ve ideolojilerimizin tutsagi olmayan bizler artik sizlerin zamaninin doldugunu soluyoruz. inanin sizin ve sizin gibi at gozluguyle etrafina bakan kisilerin yazarlarin bizlere verecegi bisi yok.kafa bulandirmaktan baska.karanliga kufretmeyin bir mum yakin demisler cok basit ama cok manidar bir dize.sadece sunu bilin gercekten yaslanmissiniz belki de artik alzmeir hastaligida ensenizde ondan dolayi bize yapacaginiz en iyi sey evinizde oturmaniz olacaktir. Saygilar”

* * *

Mert Bilgin'e şöyle cevap verdim:

“Evinizde kaç kitabınız var, kaç kitap okudunuz? Maymunlar da 3G'yi öğrenir. Gençlik iki yerde işe yarar: 1. Sporda; 2. Yatakta, cinsel hayatta.

Ama ikisinde de yetenek, teknik ve zekâ gerekir. Yirmi yaşında Viagra kullananlar var.

Anlamadığım: Beni neden okuyorsunuz?

Saygınızı istemiyorum. Haydi çıkmaz yolunuza!

OI”

* * *

Bizim Tanbey Hacettepe Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Ardından ABD'nin Cornell Üniversitesi ile MIT'de moleküler biyoloji, moleküler farmakoloji konularında doktora ve post-doktora yaptı. MAS General'de moleküler patoloji ihtisası ve üst ihtisas yaptı. Şu anda Harvard Tıp Okulu'nda hoca ve kendi adına bir kanser araştırma laboratuvarı var. Kanser araştırmaları için çok önemli iki sıvı keşfetti. Biri şu anda üretiliyor. İkincisi yakında üretilecek. Yani yazları ülkeye gelip de haklarında gazetelerde “Falanca yakında öyle bir keşif yapacakmış ki vay anam-babam!?” tarzında haber çıkan kimselere benzemiyor.

Zorunlu durumlar dışında cep telefonu kullanmıyor, 3G telefonu yok, almayacak. Tıp alanında bilgisayarını bir büyücü gibi kullanıyor ve bilgisayar oyunu oynamıyor. Kâğıda basılmış kitaplar okuyor. “Yakında kitap, gazete yok olacak!” demiyor. Ne olacak şimdi?

* * *

Ülker İnce'ye yeni bir bilgisayar almamız gerekiyordu. Teknosa'ya gittik. Görevlinin ilk sorusu “Nasıl bir bilgisayar istiyorsunuz?” olmadı. “Hangi oyunları oynamak istiyorsunuz?” diye sordu. Ülker, “Daktilo gibi kullanacağım ve soru soracağım” dedi.

Ey bilgisayar sahipleri, bilgisayara soracağınız kaç sorunuz var? “Irredantist” diye bir sözcük biliyor musunuz? Evinizde kâğıda basılmış kitaplardan oluşan bir kitaplığınız var mı, kaç kitabınız var?

Özdemir İnce

Gönderdiğim mesaj:

Sayın İnce,

Nasılsınız? Bendenizi sorarsanız, iyiyim, teşekkür ederim.

Öncelikle makâlelerinizi büyük bir dikkat ve hayranlıkla okuyan bir okuyucunuz olduğumu bilmenizi isterim. Size olan hayranlığım, öncelikle, olayları ve olguları farklı açılardan değerlendirme yeteneğiniz ve çıkarımlarınızı okuyucularınıza sunma ustalığınızdan ileri gelmektedir.

Size 13 Ekim 2009'da yayınlanan "Maymun tekniği" başlıklı makâleniz hakkında yazıyorum. "Evinizde kaç kitabınız var, kaç kitap okudunuz?" diye sormuşsunuz. Adaşınız Özdemir Âsaf "Cevaplarından çok soruları bağlar kişiyi." yazmıştır. Bu sorunuz banâl, çünkü "Benim evimde çok kitabım var, çok kitap okudum." anlamına geliyor. İşgâl ettiğiniz köşede yazan birinden başka türlüsü beklenmez... Okumadan yazılır mı? Ayrıca karşısındakini hakir gören ve "Ben senden daha uzağa taş atarım." demek isteyen bir ifâde. Yakışıksız.

"Maymunlar da 3G'yi öğrenir." yazmışsınız. Bence hayvanlar pek çok açıdan insanlardan üstündür. Lütfen hayvanları aşağılayıcı benzetmede kullanmayın, yoksa sizi gazetenizin eski yazarı Bekir Coşkun'a şikâyet ederim... Latîfe ediyorum.

"Gençlik iki yerde işe yarar: 1. Sporda; 2. Yatakta, cinsel hayatta." yazmışsınız. Sanırım Mert Bey sizi bir hayli kızdırmış. Olayı evirip çevirip yatağa ve erkeklik şovenizmine getirmişsiniz. Bu arada gençlik çok yerde işe yarar. Örneğin aşkta, mâcerâda, cesârette, yaratıcılıkta, girişimcilikte... Ardından yapıştırmışsınız: "Yirmi yaşında Viagra kullananlar var.". Sanki Mert Bey'e yapılan iktidarsızlıkla ilgili bir dokundurma hissettim. Yine banâl bir ifâde. İktidarsızlık da bir insanı aşağılama gerekçesi olamaz.

Sonra "Anlamadığım: Beni neden okuyorsunuz?". Bu bir yazarın en son yazacağı sözdür. Siz sâdece her görüşünü benimsediğiniz, her yönünü beğendiğiniz yazarları mı okursunuz? Kısır bir düşünce. Keşke bilgisayarlarda bulunan "Undo / Geri al" işlevi köşenizde yazdıklarınız için de geçerli olsa da, şu yazdıklarınızı geri alabilseniz.

"Saygınızı istemiyorum. Haydi çıkmaz yolunuza!" yazmışsınız. Hani nezâket kuralları? Hani soyadınıza ve entelektüel birikiminize yakışacak tarzınız?

Ardından yazdıklarınızı destekleyecek bir hikâyeyle bitirmişsiniz. Basılı materyali dijitâle yeğ tutmanız çok hoş. Size katılıyorum. Ancak dijitâlin de üstünlükleri vardır. Koca kütüphânelerin hepsini dijitâle aktarsak ve hızlı arama yapma yeteneğini kazansak ne güzel olurdu, değil mi? Dünyadaki tüm metinlerin hem geleneksel, hem dijitâl sürümlerine sâhip olsak fenâ mı olurdu? Hele hele yazarları da okurlarına "Anlamadığım: Beni neden okuyorsunuz?" yazmasa?

Saygılarımla,

(Benim de saygımı istemezseniz, af buyurun ama...)

Saygısızlıklarımla, girdiğiniz çıkmaz yolda aşağıladığınız maymunların eline düşmeniz dileklerimle,

Böke Yüzgen

by ¨¨˜”°º•by•º°”˜¨¨